| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARASON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLAR |
Neresinden Düzelir?
14 Ocak 2008, 22:35 Olayların bir "görünen", bir de "görünmeyen" yüzü vardır. Bütün mesele, görünene bakıp görünmeyeni, yani asıl sebebi teşhis etmektir. Elbette ki bu, bilgi, tecrübe ve eğitilmiş bir akıl ister. Anlaşılan o ki bu iş, kolay bir iş de değildir. Nasreddin Hoca'nın şu nüktesi, öyle sanıyorum ki, konuyu anlamamıza biraz yardımcı olur. Hoca bir gün, gemiyle yolculuk yapmaktadır. Fakat bir anda, müthiş bir fırtına çıkar. Gemi öyle bir sallanmaya başlar ki, ha battı, ha batacak! Yalnız kaptan ve tayfalar, gayet sakin bir şekilde, geminin direğine çıkıp halatları ve yelkenleri bir o tarafa bir bu tarafa germeye başlar. Hoca'nın kafası bu işe pek yatmaz. Hemen fikrini söyler. -Yahu! Bu gemi dibinden sallanıyor. Ama bunlar direklerin tepesinde uğraşıyor! Neden Hoca, böyle bir kanaate varmış olabilir? Tabiî ki, kendi bilgi ve tecrübesine göre, sadece görünen yüzüne, yani, sallantıyı daha çok hissettiği tarafa baktı. Ve ona göre de karar verdi. Hoca iyi ki, sadece görüş bildirmekle kalmıştır. Ayrıca, sonucu gördükten sonra, daha fazla ileri gidip görüşlerinde diretmemiştir. Bir de aksini düşünelim. Ya Hoca, hem güçlü hem de otorite sahibi birisi olsaydı. Yolcuları da kışkırtarak haklılığını ispata çalışsaydı. Ne olurdu, o zaman? Yelkenleri fırtınaya göre ayarlayan tayfalara engel olurdu!.. Arkasından da gemi, suyun dibini boylardı. Sadece gemi yönetiminde mi işler böyle? Hayır? Hayatın her alanında, bu "görünen" ve "görünmeyen" ilişkisini görmek mümkündür. Meselâ "bel fıtığı" denilen bir hastalık var. Sancısı bazen bacaklara vuruyor. Demek oluyor ki, sancının hissedildiği bölge ile sancının kaynağı farklı. Bu konuda şöyle bir hikâye de anlatılır. Bir keresinde adamın birisi doktora gider. Şikâyeti sorulduğunda, vücudunun her tarafının ağrıdığını söyler. Doktor, bunu nasıl anladığını sorar. O da, parmağını dokunduğu her yerin ağrıyıp sızladığından bahseder. Doktor, bir de bakar ki, adamın parmağı kırıktır. Haliyle, vücudunun neresine dokunsa, canı yanmaktadır. Sosyal olaylarda da benzeri durumlarla zaman zaman karşılaşmak mümkündür. Bakarsınız işçilerin, öğrencilerin, kendini farklı görenlerin, haklı gibi görünen bazı istekleri, aslında onları kışkırtan birkaç art niyetli kişinin ya da dış güçlerin isteği olabilir. Nitekim bin dokuz yüz seksen öncesi öğrenci olaylarının arka plânı incelendiğinde, bu gerçek açıkça görülmektedir. Zaman zaman, çeşitli şahıs, grup ve cemaat isteklerinin arkasında da, bir bakmışsınız ki farklı yüzler ortaya çıkmaktadır. Bunlar iyi teşhis edilmedikçe, hep yanlış tedaviler uygulanmaktadır. Ne acıdır ki, iyi görememekten dolayı, kendi insanımızın ve vatandaşımızın problemlerini bir türlü iyi anlayamadık.[1] Genelde yanlış teşhisler yüzünden, hep yanlış tedaviler uyguladık.[2] Bu da bize her yönden çok pahalıya mal oldu. Üniversiteden öğrencisine, işçisinden patronuna, amirinden memuruna, ferdinden toplumuna kadar, her alanda bu hatayı işledik. Bir anlamda aramızdaki güveni, yani sosyal sermayeyi[3] bitirme noktasına geldik. Bu da bizi, gerçekleri bırakıp "gölge avlama" yoluna itti. Üstelik bu iş, pek de hoşumuza gitti. Öyle sanıyorum ki, uyguladığımız eğitim sisteminin bunda büyük rolü olsa gerektir. Ne yazık ki, bunca badireler atlatmamıza rağmen, hâlâ aklımız başımıza gelmiş değil. Ara sıra, bazı kişilerin yanlışları dile getirmesi ve bazı itiraflarda bulunması, devede kulak kalmaktadır. Daha düzeltilecek o kadar çok iş ve yer var ki. İşin en acısı da, yanlış yolda hala diretmek! Hem de birbirimize meydan okuyarak! Halbuki, zararın neresinden dönersen kârdır. Yalnız, her isteğin ve olayın arkasında, görünmeyen birilerini aramak da pek akıllıca iş olmaz. Yoksa insan, kendisini komplo teorilerinin esiri olmaktan kurtaramaz. Bütün mesele, problemlerin gerçek kaynağını tespit etmek ve ona göre çözüm yolları aramaktır. Demek ki, yapacak daha çok işimiz var. İyi bilmeliyiz ki, serapla testi dolmaz! Prof.Dr.Abdullah ÖZBEK [1] Bakınız: http://www.milliyet.com.tr/2007/11/03/yazar/bila.html (Erişim tarihi. 10 Kasım 2007) [2] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=238383 (Erişim tarihi. 10 Kasım 2007) [3] Sosyal sermaye: İnsanların ortak amaçları için gruplar ya da organizasyonlar halinde bir arada çalışabilme yeteneğidir. Bu da ancak "güven" sayesinde oluşur. Bunun için de, bir toplumda yaşayan insanların birbirlerine karşı dürüst ve işlerinde ehil olmaları gerekir. Bu makale 845 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
FOTO GALERİİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori altında, toplam 1007 haber bulunmaktadır.Bu haberler toplam 1021401 defa okunmuş ve 1546 yorum yazılmıştır. Sitede Toplam 22 Editör var. |
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||