| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
İnsan Bir Resimden İbarettir
28 Şubat 2011, 21:34 İnsanı kavramaya ve açıklamaya yönelik girişimler tarih boyunca olmuştur. Bunları birkaç başlık altında toplayabiliriz. Bu girişimler arasında felsefi, teolojik ve bilimsel insan anlayışları en başta gelir. Felsefi insan anlayışına pek çok örnek verilebilir. Ancak belli bir insan doğasını kabul eden filozoflar arasında, bu doğanın nitelikleri konusunda pek çok uzlaşmazlık olduğu da açıktır. Örneğin Hobbes, insanı doğası gereği bencil, çıkarcı ve kötü bir varlık olarak kabul ederken, Rousseau’ya göre, insan doğası gereği iyi ve bozulmamış bir varlıktır. Rousseau’ya göre, doğal durumda insan özgür, iyi ve mutlu bir varlıktır. Ama sosyal-siyasal ve kültürel bir varlık olmasıyla birlikte insanın doğası da bozulmuş ve kendisine yabancılaşır. Liberalist öğretilerde insan çıkarcı, rekabetçi bir varlık olarak tasarlanırken, toplumcu-marxist öğretilerde ise daha paylaşımcı ve dayanışmacı özelliklerle tanımlanmaktadır. Klasik felsefeye göre insan ‘düşünen bir varlıktır’. Antropolojide ise insan ‘Homo sapiens’ olarak tanımlanır. Ekonomi kavramının dilimize yerleşmesinden sonrada insanı ‘Homo economicus’ olarak tanımlamaya başladık. Fransız tarihçisi ve filozofu Hypolite Taine göre insan ‘kozasını ören ipek böceklerine ve bal yapan arılara benzeterek, felsefeler ve şiirler üreten bir hayvan olarak tanımlar’. İnsan nedir sorusuna bugüne değin değişik biçimlerde cevap verilmeye çalışılmıştır. Lakin tarih boyunca ya aşağılanmış ya da ifrata varacak biçimde kutsiyet atfedilerek yüceltilmiştir. Biz burada insanı mana ve madde cihetiyle ele alarak, yaratılmış bir varlık olarak ele alıp açıklamaya çalışacağız. İnsan; biri hisle müşahede edilen beden, diğeri ise akıl ile idrak olunan ruh olmak üzere iki kuvve-i unsurdan müteşekkildir. Ruh, Hz. Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimettir. O bir emri ilahidir. Bu sebeple insana hareket ve hayat imkânı veren bu kudret ve mehaz ilahi kaynaklıdır. O alınınca beden boş bir çuval gibi yere serilivermektedir. Vücut binasına ruh sığdırıldı. Bina dayandı döşendi. Nimet verilip ziynetlendirildi. İnsan için bu da yetmedi, ‘Göklerde ve yerlerde yaratılmışların hepsi insana müsahhar kılındı’. Hz. Allah, kudret eliyle yokluk karanlığından açığa çıkardığı ilk şey Muhammed’i nurdur. Cemal nurundan en evvela onun nurunu, daha sonra da onun nurundan âlemleri yarattı. Bütün mükevvenatı da onun nuru ile donattı. Allah-u Teâlâ Ehadiyet mertebesinde bir gizli hazine iken; rahmetinin cemalini, kudretinin kemalini, azamet ve celâlini, sanatının inceliğini ve hikmetinin sırlarını duyurmayı irade buyurdu. Bu iradesini yerleştirmek için de ruhlar âlemini ve cisimler âlemini, dilediği şekil ve nizam üzere yarattı. Bir Hadis-i kudsi’de şöyle buyurmaktadır:“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi arzuladım, bunun için de mahlûkatı yarattım.” (K. Hafâ) Bir Hadis-i şerifete: Ben Allah’tanım, müminler de benim nurundan’ buyrulmaktadır. Cemâl nurundan ilk evvela onun nurunu yarattı. Daha sonra o nurdan âlemleri yarattı, bütün mükevvenatı da o nur ile donattı. Hz. Muhammed (AS) Ebul Ervah (Ruhların babası) ise, Ebul ceset (Cesetlerin ilk babası) ise Hz. Adem(AS)’dır. ‘Âlimler peygamberlerin varisleridir’. (Buhari) ‘Benim ümmetimin âlimleri Beni İsrail’in peygamberleri gibidir.’ Buyrulmaktadır. K.Kerimde: ‘Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik’ (Tin:4-5) ‘Ruhlar bölüklere ayrılan askerler gibidir. (Ruhlar âleminde) birbirleriyle tanışmış olanlar dünyada kaynaşırlar; tanışmayanlar da anlaşamaz, birbirini sevmezler.”(Buhari-Müslim) “Ruhlar bölüklere ayrılan askerler gibidir. Havada karşılaşır ve konuşmak suretiyle anlaşırlar.”(Taberani) Peygamber Efendimiz: ‘Ruhlar taksim olunduğunda siz benim payıma ben de sizin Payınıza düşdüm’. Buyurmaktadır. “Ey Rasulüm! Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin, Âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Dedi. Onlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin dediler. (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik ki, kıyamet günü: Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu demeyesiniz. Yahut bizden önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; onların izinden gittik. Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi edeceksin? Şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık.(A’raf/172–173) ‘Biz insanı mükerrem kıldık’ (İsra:70) İnsan bütün yaratıkların en mükerremi ve en mükemmeli, Peygamberimiz ise bütün insanların en mükerremi ve en mükemmelidir. Hz. Allah ‘Kudsi ruhu’ Ahsen-i takvim üzere yarattıktan sonra, lâhut âleminden saldı. Beraberinde Tevhit tohumu olduğu halde evvela ‘Ceberut âlemi’ne indirdi. Ruhlara o âleme mahsus, o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar ‘Sultani ruh’ oldular. Sonra o kisve ile ‘Melekût âlemi’ne indirdi. Orada da o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar ‘Ruhani ruh’ ismini aldılar. Daha sonra ruhlar tekrar salındı ve ‘Mülk âlemi’ne indirildi. Emir âleminden ilahi emirle cesetlere inip kisvelere bürünen ruhlara ise ‘Cismani ruh’ oldular. Lâhut âleminden süzüle süzüle gelen ve ulviyattan halk olunan ruh, hissiz ve hareketsiz vücuda sığdırıldı. Diğer bir kuvve ise nefistir. Hz. Allah cesette ruhların her birine, kendilerine mahsus yerler ayırmıştır. Nefis süfliyattan ruh ise ulviyattan yaratılmıştır. Nefis ahlak-ı zemime, ruh ise ahlak-ı hamide ile mücehhez kılınmıştır. Latif olan ruh, süfli olan nefis ile birbirinin zıddı olduklarından, Hz. Allah ruhu nefse âşık etmek suretiyle ikisini bir arada barındırmıştır. İnsan, toprak, su, hava, ateş, nefis ile kalp, ruh, sır, hafa, ahfa denilen on letaiften meydana gelmiştir. Bu letaiflerin ilk beşine ‘âlem-i halk’ diğer beşine ise ‘âlem-i emir’ ismi verilmiştir. Âlem-i halk, cismani farzlarla mükellef olduğu gibi âlem-i emir ise nafilelerle vazifelidir. Hadis-i Kudside: “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse ben de ona karşı harp ilan ederim. Kulum kendisine farz kaldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (adeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse onu mutlaka veririm, bana sığınırsa onu korurum.’ (Buhari) Mülk âleminde bu sırra mazhar olanlar, âlemlerden âleme geçerek yakınlık makamına ulaşırlar. Hz. Allah bu kullarını dilerse orada tutar, dilerse irşat için görevlendirir. Bu işler hep cilve-i Rabbani ve ihsanı ilahidir. Bu gibi kimseler varlık makamında ifna olmuşlardır. Var ile öğünürler, varlığından utanırlar. ‘İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi’? (Kıyamet Suresi, 36–37) ‘Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz’? (Vakıa Suresi, 57–59) Erkekten atılan 250 milyon kadar spermden çok az bir miktarı yumurtaya ulaşmayı başarır. Yumurtayı dölleyecek olansa, sağ kalmayı başaran 1000 kadar spermden sadece bir tanesidir. İnsanın bütün meniden değil, meninin içindeki çok küçük bir parçadan oluştuğu, Kuran'daki "akıtılan meniden bir damla su" tanımlaması ile haber verilmiştir. "Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Âdem’in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargâhta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..." (Mü'minun, 23/12–14). Hadis-i şerifte: "Her birinizin yaratılışı ana rahminde nutfe olarak kırk gün derlenip toparlanır. Sonra aynen öyle (kırk gün daha) alaka (yapışan şey) olur. Sonra yine öyle (bir kırk gün daha) mudga (et parçası) halinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ona ruh üfler..." (Buhari- Müslim) İnsanın aslı olan bir damla kerih suyu Hz. Allah takdir toprağı ile karıştırdı, hüküm tohumunu attı, hayat suyu ile fırlattı, ‘OL’ dedi ve oldu. Diğerleri teferruattan ibarettir. İnsanoğlu ise çocuk oldu deyip geçer. Herkes yumurtanın kabuğunu görür, özünü gören ise azdır. Herkes resmi görür amma, içindekini gören azdır. Hz. Ali (RA) Efendimizin ifadesiyle: Deva sendedir bilmezsin, Derdin de sendedir görmezsin, Sen kendini küçücük bir cirim zannedersin, Hâlbuki bütün âlemler sende dürülmüştür de bilmezsin. Selam ve hürmetlerimle…. Mehdi ERSOY Bu makale 2498 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1414 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2659228 defa okunmuş ve 2089 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||