| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
Vay Şerefsizler!
16 Kasım 2011, 15:55 Bir ara emekli hocalarımdan birisi ziyaretime gelmişti. Hal Hatır sorduktan sonra, sıra eski hatıralarına geldi. Zor şartlar altında elli yıla yakın görev yapmak dile kolay. O kadar çok anlatacakları vardı ki… Yokluklar, kuyruklar, gençliğin birbirine kırdırılması, insanların iki yüzlülükleri, particilikler, mezhepçilikler, bilim ahlâkının yokluğu, devlet millet malına musallat olmalar… Daha neler neler! Bir ara bunları kaleme almayı düşünmüş. Ne var ki bir türlü başlayamamış. Yalnız bir tanesi içine çok dert olmuş… Gözleri dolarak, başladı anlatmaya… Öğretim üyeliği yaptığı yıllarda, hiç sebep yokken iki yıl akademik kadrosu verilmemiş. Dekan denilen amire defalarca çıkmış; fakat her seferinde “bunun nasıl olamayacağı”na dair nutuklar dinlemiş. Yardımcılarına gitmiş; ne yazık ki onlar da aynı telden çalmışlar. Bu haksızlığa bir türlü hazmedememiş. Çünkü başkaları gibi, birisinin hakkını gasp etmiş falan da değilmiş. Bir gün ne olduysa, kurumun baş amiri olan rektörle görüşmek aklına gelir. Yalnız kafasında bin türlü tereddüt vardır. Ya o da küçük amirler gibi davranırsa? Sonunda besmeleyi çekerek huzura çıkar. Durum hiç de beklediği gibi olmaz. Rektör gayet iyi karşılar. Derdiyle yakından ilgilenir. Dahası, ilgili küçük amirleri, yanında telefon edip bir güzelce paylar… Arkasından da, “Bu gün öğleye kadar, falan kişi için de kadro teklifinde bulunarak öğretim üyesi isteklerinizi bildiriniz.” diye direktif verir. Teşekkür edip oradan ayrılır. Ve doğru fakültesinin yolunu tutar. Merdivenlerden çıkarken bir de görsün… Fakültenin dekanı ve yardımcısı merdivenin başındalar. Bunu görünce, ikisi birden heyecanla bağırır… —Müjde hocam, müjde! Gözleriniz aydın olsun! Kadronuz çıktı… Tabiî ki rektörle görüştüğünden haberleri yoktur. Söylememiştir de… Sadece içinden şunu der: —Vay şerefsizler, vay! Aslında hocanın başına gelenler, nerdeyse her zaman her kurumda birçok kişinin karşılaştığı olaylardan sadece birisidir. Çünkü bizdeki yönetim anlayışı, insanları yok yere uğraştırma, yıldırma, korkutma, eşi, dostu ve yakınları kollayıp gözetme üzerine şekillenmiştir. Yapı bu olunca, genelde, gücünü ve büyüklüğünü göstermek isteyen hasta ruhlu kişiler, ne yapıp yapıp yukarılara çıkma mücadelesi vermektedir. Bu tırmanışın yorgunluğundan olsa gerek; bir müddet sonra devası zor bir derde düşmektedirler. Bunun adı ibrikçi başı hastalığı! Hikâye herkesin malumu… Tuvaletlerde çeşmeler ve musluklar yokken, ibrikler kullanılırmış. Bir de onları doldurup oraya koyan kişiler varmış. Bunlara “ibrikçi başı” denirmiş. Bir gün bu ibrikçi başılardan biri kulübesinde otururken, sıkışmış vaziyette bir adam gelir. Hemen dışarıda duran su dolu ibriklerden birini alır. Tam tuvalete girecekken ibrikçi başı yetişip elinden ibriği çekip alır. Sonra da şöyle der: —Bunu değil, şunu al! Adamın laf yarıştıracak hali yoktur. Yoksa üstü başı berbat olacak! Yine de, “Bununla onun arasında ne fark var?” diye sormadan edemez. İbrikçi başı ne cevap verse, beğenirsiniz? —Biz burada neciyiz? Öyle anlaşılıyor ki, bu ibrikçi başılar yüzünden ortalık sürekli kirlenmektedir. Temizleyeceklere selâm olsun! Bu makale 512 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1414 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2659253 defa okunmuş ve 2089 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||