| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
Değerlerimiz Gittikçe Neden Değersizleşiyor?
25 Ocak 2012, 14:24 Kişilerin ve toplumların vazgeçilmez olarak gördükleri ve önemsedikleri bir takım davranış prensipleri ve ölçüleri vardır. Bunlar değerleri oluşturur. Değerlerin oluşmasında inançlar, örfler, âdetler, hukuk, ahlâk, ekonomi, kültür ve medeniyet gibi pek çok unsur söz konusudur… Bizim davranış kalıplarımızın oluşmasında başta İslâm dini çok etkili olmuştur. Aynı zamanda bu din, kültürümüzün ve gelecekle ilgili tasavvurlarımızın da temelini oluşturmuştur. Bu değerler, şüphesiz, temel ve evrensel insanî değerler ile genel ahlâk ilkelerine de uygunluk arz etmektedir. Değerlerler hayatta var oldukları müddetçe bir kıymet ifade eder. Yoksa tedavülden kalkmış paralara benzerler. Konuyu biraz daha açacak olursak, şöyle diyebiliriz: Bir zamanlar… Görenlerin hakkı kalır diye, pazardan alınan şeylerin kapalı ya da sarılı olarak götürülmesi adetti. Çoluk çocuğa haram lokma yedirmeme konusunda çok hassas davranılırdı. Bunun için çoğu ebeveynler çocuklarına bu konuda sıkı sıkıya tembihte bulunurlardı. Bir anlamda ana-baba olmak bu demekti. Yerde görülen ekmek parçasının derhal alınıp bir duvarın üstüne konulması, nimete olan şükrü ve saygıyı ifade ederdi. Kâğıtlar da aynı şekilde, üzerine yazı yazıldığı ve ilim vasıtası olduğu için hürmete layıktı. Komşu evden daha önemliydi. Ev alma komşu al, atasözü ne kadar manidâr değil mi? Dükkân sahipleri genelde müşterilerini, bir velînimet (birçok şeyini kendisine borçlu olduğu kimse) olarak görürdü. Şimdi ise yolunacak kazlar olarak bakıyorlar. Bayramlar, akrabaların ve konu komşunun birbirini ziyaret ettiği ve gönül aldığı müstesna günlerdi. Hele çocuklar için özel bir anlamı vardı. Ne yazık ki artık tatile dönüşmüş vaziyette. Kırsal kesimde konu komşu, işlerini imece usulü görürlerdi. Bunun anlamı, sıra ile birbirine yardım ederek işleri bitirmek demekti. Dayanışma ruhunun oluşmasında, bu çok önemliydi. Büyüklerin büyüklüklerini, küçüklerin de küçüklüklerini bilmesi, sağlıklı bir toplum için şarttı. Bunun için su küçüğün, yol ise büyüğündü. Büyükler sayılmalı, küçükler de sevilmeliydi. Şu söz bu açıdan çok anlam ifade ederdi: Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden… Asker ve gurbet mektupları da böyle biterdi. Yuva kurmaya niyet edildiğinde işe, “Allah’ın emri, peygamberin kavli” diyerek başlanırdı. Adamlık ya da yiğitlik, sözünde durmak demekti. Bunları daha da sayabiliriz… Şimdi bu değerlerimiz, maalesef, gittikçe kayboluyor. Bunun sonucunda ise ortaya, görüş ve inançları ne olursa olsun, ilişkilerini çıkar hesaplarına dayandıran tipler çıkıyor. Geçmişi ve gerçek bilgiyi inkâr üzerine kurulu eğitim sisteminin, medyanın, Batı hayranlığının, köşe başlarını tutmuş bilgisiz ve kültürsüz zevatın, tembelliğin, dar görüşlülüğün, kendi milletinin değerlerine sırt çeviren eğitimci kadrosunun, sabırsızlığın, aşağılık duygusunun, işini iyi yapma zevkinden ve anlayışından yoksun oluşun, gerçek anlamda aydın ve ehliyetli kişi eksikliğinin bunda büyük rolü vardır. Şimdi sormak lazım… Bu tip insanlardan müteşekkil bir toplumla, gerek içerde ve gerekse dışarıda dik durmak mümkün mü? Biliyor musunuz; kuşlar bile kazıklara takılı korkulukları, kısa bir müddet sonra takmıyor!Bu makale 440 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1414 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2659287 defa okunmuş ve 2089 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||