| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
Elleri Taşın Altına Sokmak
03 Şubat 2012, 11:42 İnsanın hayatına yakından bakılınca, bitip tükenmez bir meşguliyet, meşakkat, sıkıntı, çaba, çile ve mücadele içinde olduğu görülür.[1] Bundan kurtuluş yoktur. Bütün bunlar bir imtihandır. Gerçek anlamda bir insan olup olmadığımız da bunun neticesinde ortaya çıkmaktadır.[2] Dolayısıyla her olay ve olgu, bir denenme alanıdır. Bunun için de her şeyin bir hesabı ve kitabı vardır. Önemli olan, sorgulanmadan önce, insanın kendisini hesaba çekmesidir. Bilinçlilik hali bu olsa gerektir. Yine bütün mesele, yolumuzu kesen taşlakın altına elimizi sokup sokmayacağımızdır. Yeri geldiğinde hakkın ve haklının yanında olacak mıyız, olmayacak mıyız? Gücümüze göre kötülüklere karşı koymaya çalışacak mıyız, yoksa “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” deyip bir kenara mı sıvışacağız? İsterseniz kendimizi şu basit olayla bir denemeye tabi tutalım: Zaman zaman yol üstüne düşen ya da atılan taş ve molozlar görürüz. İçimizden bir ses bunları kaldırmamızı söyler… Bir ses de, şayet geçilebilecek yer varsa, “Kenarından dolaşıp git” der. Ne yazık ki çoğumuz ikinci sese kulak vermektedir. Burada “Neme lazımcılık” duygusunun galip geldiği görülür. Kavga edenleri ayırma konusunda da durum aynıdır. Hemen hemen çok az kişi müdahalede bulunur. Çoğu, başım derde girmesin, diye ya görmezden gelir ya da savuşup gider. İşin içine girip taraf tutanlar da az değildir. Bazen bu gibi olaylarda kafalara, “Başkası yapsın” düşüncesi de hâkim olur. Nerden bakılırsa bakılsın, bunlar tedavisi zor bir hastalıktır! Sonra buna yakalananlar, kolay kolay iflah olmazlar… Bir zamanlar Hz. Musa ile toplumu arasında şöyle bir olay geçer: Kendilerine, Allah tarafından kutsal bir toprak (arz-ı mukaddes) vaat edilmiştir. Ama almaları için, orada yaşayan zorba bir toplulukla savaşmaları gerekmektedir. Yalnız çok korktukları için Hz. Musa’ya şöyle bir itirazda bulunurlar: - Ey Musa, onlar orada oldukça biz oraya kesinlikle girmeyiz. Sen kendin git, Rabbin ile birlikte savaş, biz burada kalıyoruz![3] Bu nasıl bir mantık? Hem hiç kimsenin kılı kıpırdamayacak, hem de geride kalıp keyif çatacaklar! Hz. Musa da tek başına gidip işi halledecek! Mantık şu: Armut piş, ağzıma düş! Bunun olmayacağı belli. Çünkü yaratılış kanununa aykırı… Bilinçli bir birlik ve sabır olmadan hiçbir işin üstesinden gelinemez. Onun içindir ki Hz. Musa’nın toplumu, o topraklara giremeyip kırk yıl çöllerde dolaşıp her türlü rezilliği tatmıştır. Mevlanâ der ki, tuzağa tutulan kuşlar hep birden kanat çırparlarsa tuzağı da söküp götürürler. Ama teker teker bunu yapmaya kalkışırlarsa, diğerleri de onlara yük olur. Bu olaydan Hz. Peygamber’in ashabı iyi ders çıkarmıştır. Var olma mücadelesi verdikleri “Bedir Harbi” öncesinde, Kureyş ordusu karşısında sayıca az olmalarına rağmen, en küçük bir tereddüt göstermeden şöyle demişlerdir: -Ey peygamber! Biz sana Hz. Musa’nın ashabının dediği gibi “Git, Rabbinle savaş, biz burada kalıyoruz” demeyeceğiz. Hep birlikte seninle savaşacağız! Gerçekten sözlerini tutmuşlardır. Sonunda da zafer gelmiş ve güvenleri artmıştır. Ya sonraki dönemler? Birlik ve beraberlik içinde olduklarında, ellerini taşın altına soktuklarında hep kazanmışlar; sen ben kavgasına düştüklerinde de kaybetmişlerdir. Bundan sonra da bu böyle olacaktır… Hayvanlarla ilgili belgesellere bir bakınız… Organize olmuş sırtlanlar karşısında ormanlar kıralı koca aslan, bin bir zahmetle avladığı avını rahatça yiyemiyor. Çok defa da kaptırıp geri çekilmek zorunda kalıyor. Aslında bu gözle bakınca, kâinat ibretlerle dolu. Bütün mesele ders almada… Bu makale 435 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1414 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2659290 defa okunmuş ve 2089 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||