Kumru Tanıtım ve Haber Portalı
Anasayfa Haber Ara Foto Galeri Videolar Anketler Müzik Dinle Sitene Ekle Tollbar İletişim RSS

MENÜ

KUMRU

AKTİF HABER

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZİ BEĞENİN

Deve Hikayesi

Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

20 Kasım 2007, 23:50

Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

Bir tarihte, İstanbul Atatürk hava alanında, bitirilen bir işi kutlamak için, bir grup çalışanlar tarafından, “apron” [1] denilen yerde bir deve kesilir…[2] Arkasından da bazı yetkililer ve medya ayağa kalkıp aslan kesilir… Kesilen kesilene… Bir av partisi düzenleyip, bir nefeste, kestirenin önünü keserler ve bir hamlede işini bitirirler.  İşlem tamamdır… Gereği yapılmıştır.

Haber medyada başköşede yerini alır. Irak işgali, Filistin ve İsrail savaşları bile, belki bu kadar rağbet görmemiştir.[3]

Deve hakkında neler söylenmez ki!..

Kimisi, deve-çöl ilişkisini kurup, yorumlarına tarihi derinlik katarken, kimisi sert bir şekilde kınama yolunu tutar.  Kimisi, çağdaşlık penceresinden bakarak, “Bu asırda bu nasıl olur?” diye haykırır. Kimisi, deveyi siper yaparak devrin hükümetine ateş açma yolunu seçer. Kimisi, fırsat bu fırsattır deyip kurbanda akıtılan kanları dile getirir…[4] Kimisi de bu kanları, seller sular gibi coşturur… İsteyen, gidip üzerinde rafting yapsın!..

Bir ara Pamukova’daki tren kazası da[5] benzer şekilde gündem oluşturmuştu…

Dileğimiz odur ki, ne böyle bir amaçla deve kesilsin, ne de tren kazası olsun!.. Biz, sadece, olayın aktarılış biçimindeki çarpıklığa dikkat çekmek istiyoruz. 

Densizin birisi, kan akıtıyor… Birisi de, bu kanları yerde bırakmamak için,  işi nerdeyse kan davası haline getiriyor…  

Aslında bu tipler, kan akmasından hoşlanırlar bile. Çünkü kan, bunların gıdasıdır. Tıpkı kuzgunlar ve akbabalar gibi…  Kan çıkmazsa, ne kızacak kimseye, ne da yazacak bir şey bulurlar!..  Kan lazım… İster sinekten çıksın, ister deveden… Fark etmez… Yoksa halleri kül olur!..  

Öyleyse, akıtılan kanı bahane ederek, niçin birilerine kan güdüyorlar? Burada bir kamuflaj söz konusu olamaz mı? Elbette olur…

Nedir öyleyse?

Kanı bahane ederek, toplumu ve değerlerini yerden yere vurmak… Bir bardak suda fırtına koparmak. Ve bu yolla, her tarafta bir terör havası estirmek… Yangına körükle gitmek, işte buna derler.

 Neden medyamızdaki haberler, hep yanlışlıkların ve aksiliklerin üzerine kurulmuş? Bir anlamda bu, bizi, negatif bir toplum olma yoluna doğru götürmüyor mu?

Bu yolda, nerdeyse, Batılıları bile sollamış durumdayız…

İsterseniz, sıcağı sıcağına, ünlü haber ajansı “Reuters”in “deve kesilmesi” ile ilgili haberi veriş şekline bakalım… Sonra da bizimkilerle mukayese yapalım…

 “Türk hava yollarında çalışan işçiler, İstanbul Hava alanında, bir deve kesmek suretiyle iyi yapılmış bir görevi kutladı. Ardından, bu işin başındaki kişi de açığa alındı.”[6]

Aynen böyle diyor Reuters….

Batı ülkelerinde, öyle olur olmaz, toplumun sinirlerini gerecek olan haberleri yazamazlar… Sıkıysa yazsınlar!..

   İşte, meşhur İkiz Kuleler… 11 Eylül 2001’de yerle bir oldu… Enkazı gösterdiler mi? Gösterselerdi de  görselerdi günlerini!.. Ama deve meydanda… Bas deklanşöre… Ne tarafından istersen, al pozunu… Orada öyle, poz alıp poz attırmazlar… 

Meseleye bir bütün olarak bakılacak olursa…

Bir deve yüzünden, gerçekten pire deve yapılmıştır…

Bilindiği gibi, olaylara ve sosyal meselelere bakılırken, “birleşik kaplar ilkesi” göz önünde bulundurulursa daha sağlıklı sonuçlar elde edilebilir. Yani toplumun bir tarafı kel; diğer tarafı gül olmaz... Her birim, birbirini etkiler… Şu ya da bu şekilde…

Bakınız biz, bir Anayasa kitapçığı fırlatılmasıyla, piyasaları allak bullak olan bir ülkeyiz...[7]

Bakıyorsunuz, dış görünüş itibariyle iyi giyimli bir bey efendi. Gel gör ki, kalabalığın içinde, hiç kimseyi takmadan sokağın ortasına tükürüyor. Başka birisi, lüks arabasındaki çöpleri sokağa boşaltıyor. Hiç kimseden çekinmeden…

İşi gereği, bazı kişiler, her gün aynı yoldan geçerler. Bunlar, yolda bulunan bir taş ya da engeli, inip da oradan uzaklaştırmayı, aklının köşesinden bile geçirmez. Fakat kenarından dolaşmayı bilirler…

 Adamın maddi gücü yerinde… Bastırmış parayı, oturduğunuz dairenin üstünden bir kat satın almış…  Daha ilk gün, pencere açılıyor ve sofra altı, tepenize bir güzel çırpılıyor. Tıpkı köydeki tavuklara çırpıldığı gibi. Ya bey efendi? O da, sigarasının izmaritini, rast gele sokağa fırlatıyor… Uyarılınca, düzeliyorlar mı, sanıyorsunuz?

Dükkânından çıkan çöpleri sokağa süpürenler… Kaldırımları işgal edenler…  Hele, hiç kimseyi takmadan, ulu orta her yerde bağırıp çağıranlar, kimseye söz hakkı tanımayanlar, arabalarını uygun olmayan yerlere park edenler, küfredenler, kanuna rağmen sigarasını tüttürenler, her yerde borusunu öttürenler, dediğim dedik çaldığım düdük diyenler, büyük küçük hiç kimseyi takmayanlar... Peki, niçin görülmez bunlar? Yoksa devenin akan kanından çıkan buharın oluşturduğu sis yüzünden mi?

Hele de bazı büyük ve tecrübeli kabul eden köşe yazarları… O kadar büyüttüler ki bu deve işini… Sanki “devridaim makinesi” icat etmişler gibi!..  Varsa deve, yoksa deve!..

Bir takım nahoş hareketler, sadece bizim topluma mı mahsus? Batılı birisi bunları yapmaz mı? Ben size söyleyeyim… Bazı Avrupalılar, ülkemize geldiği zaman, bizden aşağı kalır tarafları yok. Hatta daha da ileri gidebiliyorlar…  Yediği kuru yemişlerin kabuklarını sokağa fırlatıyorlar; kırmızı ışık yeşil ışık demeden, fırsatını buldular mı geçiyorlar… Kimisi de, misafirperverlik duygularımızı istismar ederek beleşten tatil yapmaya çalışıyor… Daha neler söylenmez ki bu konuda… Yalnız, para kazanma uğruna, ülkesini, milletini, ahlâkını, örf ve âdetini hiçe sayan bazı turizmciler olmasa!..

İsterseniz sizlere, pek çok kere şahit olduğum bir gözlememi aktarayım..

Hani bizi yerden yere vuran o Avrupalılar var ya!.. Ne yapıyorlar, biliyor musunuz?  Çöplerini, gecelemiş olduğu karavanlarının yanına, hiç çekinmeden döküyorlar. Üstelik bir iki metre ilerde çöp kutusu olmasına rağmen… Bazılarına bunun sebebini sorduğumuzda, ya gülüp geçiyor ya da "burada böyle" anlamına gelen cevaplar veriyor...

Bütün bunlar, bizim aymazlıklarımızı, elbette haklı göstermez. Biz, kendimizi, ilk önce, kendimize bakarak düzeltme yoluna gitmeliyiz… Pozitif düşünce bunu gerektirir. Yoksa, başkası düzeltti mi, iyi düzeltir… Hem de gözünün yaşına bakmadan…

Öyle anlaşılıyor ki, biz meseleleri, hep münferit olaylara bakarak ele alıyoruz. Bu sefer de, ağacı seyretmekten, bir türlü ormanı göremiyoruz. Bu da, körlerin fil tarifine benziyor… Herkes, tuttuğu yere göre bir tarif yapıyor… Neticede hiç kimse, bunun fil olduğunu kavrayamıyor…

O halde ne yapmalıyız? 

Önce meseleyi, bir “sistem meselesi” olarak görmeliyiz. Ve bir bütünlük içinde bakmalıyız.

Elbette ki, iyi sistemler için, iyi yetişmiş elemanlar da gerekli…

Bakınız biz, gittikçe, toplumdaki ilişkiler hiyerarşisini kaybediyoruz. Nerdeyse çoğu kimse, büyük, küçük, hasta, sağ, kadın, erkek, genç, ihtiyar, diye bir değerlendirme yapmıyor.  Su küçüğün, yol büyüğün, denirdi… Su içerken, yılana bile dokunulmaması gerektiği öğretilirdi… Yerde görülen bir ekmek parçası, alınıp yüksek bir yere bırakılırdı. Bir gelenek olarak, bütün bunların eğitimi aile içinde, şöyle ya da böyle verilirdi. Şimdi her şey birbirine karışmış vaziyette. Okullarımız zaten, bu “önceliklilik eğitimi”nden habersiz. O zaman ne oluyor? Neyzen Tevfik’in dediği gibi, hak kapanın, mantık ise şarlatanın oluyor…Öyle olduğu içindir ki, insanları hiçe sayan bazı açıkgözler, hiç utanmadan, kalabalık bir şehirde, ambülâns tutarak gideceği yere gidebiliyor… Hasta mı var, yaralı mı var, umurunda değil… Çiğneyip geçiyor!.. Hem de ne zevkle!..

Görülen o ki, sistem bozulunca, ustalıklar fazla kâr etmiyor… Şuna inanırım…  Bazen, iyi bir ustanın elinde, miadı dolmuş bir araç bile, biraz iş görebilir. Yalnız bize, öncelikle, herkesin elinde iş görecek araçlar lazım… İkisi bir araya gelirse, ne ala… Yani, hem araç sağlam, hem de kullanan usta olursa…

Yurt dışına gidenler çok iyi bilir... Türkiye'den Avrupa, ya da Amerika'ya giden vatandaşlarımızın bir kısmı, uçakta, hiç de hoş olmayan davranışlar sergilerler. Meselâ cep telefonuyla konuşmak, bazıları için büyük maharet sayılır. Sırf bu iş için, tuvalete gidenlerin olduğu bile bilinmektedir. Üstelik bunu havada yapıyor. Aklını peynir ekmekle yemek, işte buna denir. Uçak düşerse, kendisi de yok olacak!.. Ama, o yasakları delme zevki yok mu?..

Bir de yanlarında götürdükleri eşyalara bakalım… Koltukların altlarına koydukları turşular, akar kokar cinsten yiyecekler… Hele bir de üst bagajlara koymaları yok mu?.. Tam havalanmışsınız, başlıyor damlamaya. Görevliler koşuşturuyor, nerede bunun kaynağı diye... Hangisini anlatayım şimdi... Ama aynı kişiler, indiklerinde kuzu kesiliyorlar… Neden? Yine, sistem meselesi…

Bir keresinde, Alamanya’dan Türkiye’ye gelen THY uçağı ile, bir bey efendinin bavullar içinde tavuk eti gönderdiğine şahit olmuştum. Hem de birkaç kişinin üstünden… Orada çok ucuzmuş… Göz açıp yumuncaya kadar, başkasının bagaj fişlerini, bir başka yolcunun biletine yapıştırıveriyorlar. Sonra da uçakta, yanlışlık olmuş diye bunları topluyorlar… İnişte ilgilileri uyardım. Biraz daha ileri gitsem, suçlu duruma düşebilirdim… Alanlardaki bazı memurlarla rahat işi ayarlıyorlar… Gerçi bizde ayarlanmayan neresi kaldı, denebilir…. Hani, bir zamanlar, yetkili bir kişimiz ne demişti? Benim memurum işini bilir… Aslında herkes işini biliyor. Niçin zahmet çeksin, vicdanla cüzdan arasında sıkışmaya!.. Ne demiş, Ziya Paşa?  “Milyonla çalan mesned-i izzete serefraz. /Birkaç kuruşu mürtekibin cay-i kürektir.”[8]

Bu problemleri saysak, ciltlerce kitap çıkar ortaya... Ve söz konusu edilen "apronda deve kesme" işi, devede kulak bile olmaz… Olsa olsa bir tüy olur…

Peki, deve kesenler, hiç mi  haber konusu olmasın? Elbette olsunlar... Ama, habbeyi kubbe yapmadan… Vurun abalıya, mantığı ile hiç değil…

Şimdi soralım… Niçin deveyi hamutu ile yutanlar gündeme getirilmiyor?.. Bunlardan korkuluyor, değil mi? En küçük olayda kıyameti koparan medya, allı şanlı köşe yazarları, ilgililer ve yetkililer, neden sıra bunlara gelince, “görmedim, duymadım, işitmedim” rolünü takınıyor? Çünkü, çoluk çocuğun geçimi, bunlarla hoş geçinmeye bağlı!... Güç meselesi… İstikbal, kariyer, şan ve şöhret, bu kesime dalkavuklukla elde edilebiliyor…  Hani bir deyim var, ekmek aslanın ağzında, diye… Şimdi de, ekmek de, hürriyet de, kariyer de, bu kesime göz yummakta… Salla başı, al maaşı!.. Etliye sütlüye karışma… Suya sabuna dokunma… El âlemin akıllısı sen misin? Başka işin yok mu? Nene gerek, elin üç oğlağı beş keçisi?

Bu toplum niçin bu hale geldi?

Bir zamanlar, insanımızı yetiştirirken, şu misyonu yüklemeyi hedef almıştık:

Kendi nefsi ile birlikte bütün cihanı ıslah etmek…

Tabiî ki bunu yerine getirmek o kadar kolay değil.  Önce büyük bir ideal, bilgi, tecrübe ve irade gerekir… Bunu söylerken, tarihe falan takılmış değilim. Anakronik[9] bir düşünceye sahip olduğum da sanılmasın. Hiçbir zaman, değişik çağları birbirine karıştırarak olgu ve olayları açıklamak gibi bir niyetim de yok… Ama şunu söyleyebilirim… Büyük idealiniz yoksa, ne büyük insan yetiştirebilirsiniz, ne de büyük olabilirsiniz!.. İyi bilinmelidir ki, medeniyetler de büyük ideallerin hayata yansımasıdır. Aksi takdirde, medeniyetsizliğe mahkûm olmak, işten bile değildir… Böyle bir durumda, elinizde, “medeniyetler ittifakı” yapacak malzemeniz de kalmaz. Sonunda, onunkini kabullenmeye mecbur kalırsınız. Böylece, medeniyetler çatışması diye ileri sürülen düşünceler de boşa çıkmış olur!..

Peki, çözüm ne?

Katılırsınız, katılmazsınız, bilemem… Bu toplum sahipsiz... Hem de o kadar sahipsiz ki… Hiç kimse, elini taşın altına koymuyor… Uzaktan uzağa memleket de millet de sevilmez… Sahip çıkacaksın… Sahip çıkmaya çalışanlara da sahip çıkacaksın…  Bilginle, tecrübenle, malınla, canınla… Kaçmayacaksın!.. Başka çaresi yok…

Âkif’in şu sözü herkesin kulağına küpe olmalı…

Sahipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.[10]

Bir de, insanımızın “başarı” anlayışına bir göz atalım… Öğretmeninden öğrencisine, esnafından memuruna, kentlisinden köylüsüne varıncaya kadar sordum bunu… Aşağı yukarı, verilen cevap şu oldu:

Başkalarını korkutacak bir makam, mevki elde edebiliyorsanız, başarılısınız. Yok, eğer böyle bir güç elde edememişseniz, yandınız… Bütün emekler boşa…

Evet,  her şey, bu korkutma uğruna… 

Onun için, doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar… En doğru bilinen hususları bile anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zor hale geliyor… Herkes kendisine göre bir gücün arkasına sığınmış, hiç bir kural tanımadan, karşıt olarak gördüğü tarafa saldırıyor. Güven duygusu, zaten ipte sallandırılıyor!.. 

Amirine memuruna bakınız... Öğretmen ve öğrencisine bakınız… Mesleklerine ne derece bağlılar? Aşkları meşkleri kalmış mı? Yoksa sığ bir mesai mantığı, her şeyin üstünde mi?

 Reyting uğruna, nerdeyse birbirinin boğazına sarılan medyaya bakınız… Bir duygusallık uğruna, ırz düşmanlarını, katilleri, tüyü bitmemiş yetimin hakanı yiyenleri, bir çırpıda salanlara bakınız… Rüşvetin belgesi olmaz diyerek, malı götürenlerin, zaman aşımı denilen mantık dışı bir yaklaşımla nasıl kurtarıldıklarına bakınız…

Yoksulluk, yolsuzluk, şiddet, her tarafta kol geziyor…  Kutsal değerleri payanda yaparak insanlar birbirini dize getirmeye çalışıyor…

Önce, bu toplumun kayan çivilerini yerine tekrar çakmak gerekir. Tabiî ki o çivinin ne olduğu üzerinde anlaşmak şartıyla…

 Toplum zıvanadan çıkmış; hala gözler, Avrupa treninin raydan çıkıp çıkmadığına çevrilmiş!..  Bu, cambaza bak kurnazlığına ülkeyi kurban etmemek gerekir…

Bu toplumu, bir devenin arkasına takmaya çalışanlar, halkı, neden asıl bu konularda uyarmıyorsunuz?

Bakınız, hepimiz aynı geminin içindeyiz…

Bir delinirse…


18.12.2006


Prof.Dr. Abdullah ÖZBEK


 


 


[1] Apron, Hava alanlarındaki uçak garajlarının önündeki beton sahanın adı.


[2]. THY, on üç yıl önce, bir İngiliz şirketinden 11 adet RJ-100 uçağı kiralamış. Kullanımları pek de memnuniyet vermez olmuş bu uçakların. Sürekli kaza yapar ve sorun çıkarır hale gelmişler. 2004 yılında seferden alı konmuş ve bakıma alınmış. Yalnız iade sürecinde,  firmayla sorunlar yaşanmış.  Teknik Uçak Bakım Başkanı Şükrü Can, personele, uçakların teslimatının 24 Aralık 2006’dan  önce tamamlanması halinde deve kesme sözü vermiş. Son uçağın bakımı da tamamlanıp ilgili şirkete teslimatı yapılınca, sözünü yerine getirmiş. Kesim için, DHMİ ve polisten de resmi izin alındığı belirtilmektedir. İddiaya göre, uçaklar alınınca da kurban kesme âdeti varmış. (Bak. www.pressturk.com)

Anlaşılan o ki,  İstanbul Atatürk Havalimanı'nda, bir adet deve kesilmiş… Bu olay, 13 Aralık 2006 gününden itibaren medyada, bütün haşmetiyle yerini almıştır.


[3] 13-16 Aralık 06 tarihli gazetelere bakılabilir. Ayrıca, bu tarihlerde televizyon kanallarında da epeyce haber olmuştu..


[4] Bak.
Mehmet Barlas, Sabah, 14 Aralık, 2006,
Neceti Doğru, Vatan, 14 Aralık 2006,
Oktay Ekşi, Hürriyet, 14 Aralık 2006,;
Hürriyet, 14 Aralık 2006; Rauf Tamer, 14 Aralık, 2006,
Rauf Tamer, Hürriyet,  16 Aralık 2006,;
Taha Akyol, Milliyet, 16 Ara. 2006,


[5] 22 Temmuz 2004 tarihinde Adapazarı Pamukova'da meydana gelen hızlandırılmış tren kazası.


[6] Bak. (Erişim tarihi: 16 Ara. 06. Haberin orijinal metni


ISTANBUL (Reuters) - Workers at Turkish Airlines celebrated a job well done by sacrificing a camel at Istanbul airport and their boss has now been suspended.  


[7] Milli Güvenlik Kurulu’nun 19 Şubat 2001 tarihli toplantısında, alışılmadık bir olay ortaya çıkar. Devrin Cumhurbaşkanı ile Başbakanı arasında, Anayasa kitapçığı fırlatılması’na varan tartışmalar olur. Ve bu tatsız hadise, ekonomik krizi de tetikler. (Bak. Zaman Gazetesi internet sayfası Erişim tarihi. 17 Aralık 06.


[8] Şiirin açıklaması: Milyonları çalan kişiler, onurlu bir makamda başköşeyi tutmuştur. Ama fakir, birkaç kuruş çalarsa, hemen kürek çekme cezasına çarptırılmaktadır.


[9] Anakronizm (anachronism), kişi ya da nesnelerin ait olmadıkları zaman dilimi dışında gösterilmesi. Kişi, nesne, adet, uygulama, olay vb. unsurlar, ait oldukları tarihsel dönemin dışındaki bir döneme yerleştirilirse büyük hatalar ortaya çıkar.


[10] Mehmet Âkif Ersoy, Safahat, Tertip eden: Ömer Rıza Doğrul, 8. Baskı, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İst. 1966, s, 210. 

Bu makale 1664 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

YAZARLAR

Elleri Taşın Altına Sokmak03 Şubat 2012

 TERÖRÜ LANETLİYOURUZ

  
 

GOOGLE TRANSLATE

ANKET

Sizce Orduspor Bu Sene Süper Ligde Tutunabilir mi?




Tüm Anketler

 TÜM GAZETE MANŞETLERİ

AİLE HEKİMİNİ ÖĞREN

İSTATİSTİKLER

İSTATİSTİK

 Sitemizde 13 kategori, 1345  haber bulunmaktadır.

 Bu haberler toplam 2313502  defa okunmuş ve 1969 yorum yazılmıştır.

 

Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Kumruluyuz.biz & Kumruluyuz.com ve Kumrukent.com un© 2005 Her Hakkı Saklıdır. www.Kumruluyuz.biz , www.Kumruluyuz.com ve www.Kumrukent.com  un hiç bir kişi, kurum ve kuruluşla bağlantısı yoktur. Tamamen kişisel bir sitedir. Web sitemizin dışında farklı siteler kaynak gösterilerek yayınlanan haber ve içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz. Web sitemizde yayınlanan Köşe Yazıları, Makaleler ve Yorumlardan Yazarların kendileri sorumlu olup; içeriklerinden Sitemiz sorumlu tutulamaz.  Sitemizde yayınlanan içerikler izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Destek & Bilgi: admin@kumruluyuz.biz | Yazılım: Mydesign| Bu Site En İyi (Tüm Tarayıcılarla) 1024*768 Çözünürlükte Görüntülenir.

  -=| Karadeniz Toplist |=-

Altyapı: MyDesign