| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARASON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLAR |
Kızıl Elma
14 Eylül 2008, 22:43 Bir neslin kaderini önceki nesiller tayin eder, var olan ideallerini gelecek nesillere aktarma, taşıma gayreti ve azmi içerisinde olurlar. Bütün bu yolculuklar bir tek adımla başlar ve usta ellerde şekillenerek, toplumun maddi ve manevi dinamiklerinin oluşumuna sebebiyet verir. Böylece gelecek neslin, nereden gelip nereye gideceğine ait bir dünya mefküresine, pusulasına sahip olurlar. İşte, toplumların kızıl elması bu idealler doğrultusunda şekillenerek olgunlaşır. Hz. Muhammed (SAV)’ e Medine-i Münevvere’de mihmandarlık yapmış, yaşlı ve pir-i fani olmuş bir sahabenin İstanbul’un fethine iten sebep ne ise, bu ideal, mefkûre yahut İlah-i Kelimetullah fikri; anlaşılan yaş, hastalık, meşakkat ve hudut dinlemiyor sanki… Bu ideal, asırlar geçse de yeni bedenlerde filizlenerek, yeni ideallerle devam etmiştir. Kızılelma mefkûresi de, böyle ideallerden sadece bir tanesi. Eyüp Sultan Hazretleri, Hicri 50. yılda Halife Yezid emrinde İstanbul’u fethe gelen 33 sahabeden birisiydi. (Halit bin Zeyd) Kuşatma esnasında şehit olmuştu. Vasiyetinde ‘ Şayet burada vefat edersem cenazemi hemen defnetmeyin, ordunun gidebileceği en ileri noktaya kadar götürün ve orada defnedin’ buyurdu. İslam ordusu o gün çarpışa, çarpışa surlara yaklaşabildikleri en uç noktaya geldiler ve mübarek sahabe Ebu Eyyub el Ensari’yi orada defn ettiler. Osmanlı devleti Avrupa seferlerinden birine çıkmıştı. Ordu Avrupa’nın ortalarına doğru ilerlerken gün kararmış, dinlenmek için mola verilmişti. Gece çadırlar kurulmuş, erkânı harbiye uygun vaziyette konuçlanmış, gerekli tedbirler alınmıştı. Padişah, vüzerası ile yarınki savaşta nasıl bir hareket tarzı uygulanacağı konusunda fikir alış-verişinde bulunuyorlardı. Tam bu sırada geceyi sarsan, karanlığı aydınlatan gür bir seda duyulur: KIZIL ELMAYA… Nedir Kızıl elma ?..., Niçin bağırır ve nara atar askerler ?... KIZIL ELMAYA diye. Askerlerin bağırtıları ve naraları bir müddet sonra padişahın otağından duyulmaya başlar. Bu sesten padişah irkilir ve vezirlerine hayret ve dehşetle bakmaya başlar. Acaba askerler kazan mı kaldırıyor yoksa bir densizlik içerisine girerek bir vezirin canına mı kıymak istiyorlar? Haşa… bu vakitte olmayacak bir işti bu. Padişah hayret ve heybetle vezirlerine dönerek sorar, nedir KIZIL ELMA.?... Bu soru karşısında vezirler de acze düşerler. Vüzera da duymamıştı böyle bir narayı. Onlar da hayretlerini saklayamıyor, padişaha ne diyeceklerini düşünüyorlardı. Nihayet vezir-i azam, soruyu soran padişaha: Hünkârımız daha iyi bilir der. Bu cevaba karşılık padişah, ben benim değil senin ne bildiğini bilmek isterim der. Bunun üzerine vezir susar ve başını öne edeple eğer. Padişah sualini çadırda bulunan diğer vezirlere sorar ve defalarca aynı cevabı alır. Bunun üzerine Padişah, dışarıda bağıran ve KIZILELMA narası atan askerlerden bir tanesinin huzura getirtilmesini emreder. Behemhal harekete geçilerek bir yeniçeri askeri çadıra alınır. Çadıra giren asker iri kıyım, pala bıyık ve keskin gözlüdür. Şecaatiyle içerdekileri etkilemişti. Padişah vezirlere sormuş olduğu soruyu hakanlık edasıyla içeri giren askere sorar: Nedir KIZIL ELMA ?... Yeniçeri askeri gayet sakin ve mütevekkil bir biçimde: Hünkârım, yarın yapacağımız savaşta düşmanla savaşırken atımın varacağı son noktadır der. Bunun üzerine padişah, ikinci bir askerin getirilmesini emreder. Padişah aynı soruyu gelen askere yöneltir: Nedir KIZIL ELMA ?... Yeniçeri askeri aynı olgunluk ve kalenderlikte cevap verir. Hünkârım, yarınki savaşta düşmanla savaşırken, savaş esnasında düşmana ok atarken okumun varacağı son noktadır der. Bunun üzerine padişah, bir askerin daha getirtilmesini emir buyurur. Bu gelen asker son askerdir. Bu askere de padişah aynı suali sorar : Nedir KIZIL ELMA ?... İçeri giren son asker de aynı edep, şecaat ve teslimiyetle cevap verir. Sultanım, Allah izin verirse yarın yapılacak olan savaşta düşmanla çarpışırken, düşman tarafından şehit olacağım ve gömüleceğim son noktadır der. Bunun üzerine padişah bütün ferasetiyle vezirlerine dönerek bakar ve derki, anladınız mı nedir KIZIL ELMA ?…İçerdekiler hep bir ağızdan anladık padişahım derler. Başta Osmanlı Sultanı olmak üzere vezirler, gözleri nemlenmiş, dudakları kurumuştu adeta. Boğazları düğümlenmiş, konuşacak mecalleri kalmamıştı. Padişah bu yoğun duyguları yaşadıktan sonra artık bir şeye tam güvenir olmuştu, sanki şimdiden yarınki savaşı kazanmıştı bile. Nitekim yarın ki yapılan savaşta da muzaffer olunmuş, hem fert hem de ülke adına ideallere kavuşulmuştu. Her toplumun, her ferdin idealleri vardır ve bu ideallerle yaşarlar, bu ideallerin arkasından giderler. İdealsiz toplumlar ruhu olmayan ceset gibidir. Kaybolmaya yüz tutmuş toplumlar önce ideallerini, sonra benliklerini daha sonra da hiçliklerini kavrayamadan, akıbetlerinin son demlerine ağıt yakarak tarih sahnesinden göçüp gittiler. Işığı önüne al ve yürü, gölgen arkandan ister gelsin ister gelmesin. Mehdi ERSOY Bu makale 1041 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
FOTO GALERİİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori altında, toplam 1007 haber bulunmaktadır.Bu haberler toplam 1021394 defa okunmuş ve 1546 yorum yazılmıştır. Sitede Toplam 22 Editör var. |
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||