| ||||||||||||
| ||||||||||||
| ||||||||||||
MENÜKUMRUAKTİF HABERHABER ARAFOTO GALERİSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARSİTEMİZİ BEĞENİN |
Bir Tarafından Tutturmak
17 Ocak 2010, 13:01 Bilindiği gibi insanın pek çok özellikleri vardır. Bunlardan birisi de, "bu işte ben de varım" diyen bir varlık oluşudur. Eğer bu durumu dikkate alınmazsa, kendisinin hesaba katılmadığı kanaatine varıp akla hayale gelmeyen problemler çıkarabilir. Gerek tarihte ve gerekse günümüzde bunun pek çok vahim örnekleri vardır. Meselâ bir okul müdürü düşünelim. Eğer bahçeyi ağaçlandırmak ya da çiçeklendirmek istiyorsa, veliler dâhil, bütün öğretmen, öğrenci ve diğer personeli işin içine katmalıdır. O zaman herkes yapılan işi sahiplenir, korur ve geliştirir. Bir zamanlar, bu anlayışla güzel bir bahçe tanzim eden bir okul görmüştüm. Sonra bundan duyduğum mutluluğu kendilerine iletmiş ve takdirlerimi sunmuştum. Hatta daha da ileri giderek, ilgili yöneticilere dilekçe ile başvurarak, böyle bir okulun ödüllendirilmesini talep etmiştim. Ne yazık ki, aldırış eden olmadı. Tabiî ki bu bir kafa meselesi! Maalesef, idaresi altındaki kişileri topyekûn işin içine katan yöneticilerin sayısı fazla değil. Zaten olsaydı, ülkede hiç bu kadar bunalım olur muydu? Neden bu iş bu kadar önemli? Bir kere toplumu ayakta tutan bazı kanunlar vardır. Bunların başında "biz ruhu" gelir. Bunu gerçekleştirmek o kadar zor değil. Herkesi, zincirin halkalarından biri haline getireceksin. Bakınız, çağımızın "depresyon" denilen bir hastalığı var. Bunun temel sebeplerinden birisi de, insanın kendisini işe yaramaz olarak görmesidir. Nedir, bunun anlamı? Benden ne köy olur, ne kasaba!.. Bir kere insan zihninde böyle bir kanaat oluştu mu, ortada ne sağlıklı bir iletişim kalır ne de huzur... Bu da bir anlamda toplumdan "kopma" demektir. Ama insanlar, kendilerine bir sorumluluk verildiğinde ve işe dâhil edildiğinde, en azından "var oluş" sıkıntısı çekmez. Çünkü bir baltaya sap olmuştur. Aileden tutunuz okula, sivil toplum kuruluşlarına, yönetici mevkiinde bulananlara varıncaya kadar, herkesin bu konuya çok dikkat etmesi gerekir. Bakınız, bu konuda, Hz. Peygamber'in şöyle bir uygulaması vardır: Bir keresinde Kâbe'nin tamiri esnasında, kutsal bir taş olarak kabul edilen "Hacerü'l- Esved"in eski yerine konması, kabile reislerinin gövde gösterisi haline gelir. Bütün mesele şu. Bu taşı yerine koyma şerefi kime ait olacak? Bu işte o kadar ileri giderler ki, kavga başladı, başlayacak. Sonuç malum. Anlaşmazlık tam dört gün sürer. Düşünebiliyor musunuz; üç beş dakikada bitecek iş, dört gün sürüyor. Akıl tutulması denen şey, her halde böyle bir şey olsa gerek. Neyse ki, Ebu Ümeyye b. Muğire, şöyle bir teklif sunar: Yarın Kabe'ye ilk gelen hakemimiz olsun. Hepsi bu konuda anlaşır. Ertesi gün kim gelir, biliyor musunuz? Muhammed! Ahlâkî davranışlarından dolayı, kendisine "Muhammedu'l-Emin=Güvenilir Muhammed" dedikleri Muhammed. O kadar mutlu olurlar ki, âdeta sevinçten uçarlar. Üstelik o zaman peygamber de değildir. Sonra o güvendikleri Muhammed, bakınız problemi nasıl çözer? Önce bir bez getirtir. Ortasına Hacerü'l-Esved'i koyar. Orada bulunan kabile temsilcilerine birer tarafından tutturup kaldırmalarını ister. Tam konulacak yerin hizasına gelince, eliyle alıp taşı yerleştirir. Ve böylece, büyük bir felâket önlenmiş olur. Peki, burada yapılan iş nedir? Herkese işin bir tarafından tutturmak. O kadar basit. Kendini Muhammed ümmeti olarak görenler bunu bir anlayabilse! Bu makale 926 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
TERÖRÜ LANETLİYOURUZGOOGLE TRANSLATETÜM GAZETE MANŞETLERİORDU'DA HAVA DURUMUİSTATİSTİKSitemizde 13 kategori, 1345 haber bulunmaktadır. Bu haberler toplam 2313783 defa okunmuş ve 1969 yorum yazılmıştır.
|
||||||||||
|
Kumruluyuz.biz© 2005 Tüm Hakları Saklıdır
Altyapı: MyDesign |
||||||||||||